Bahtiyar Türker

EMEKLİ TÜMGENERAL
ARAŞTIRMACI, YAZAR

DİKEY KUŞATMA

Bahtiyar Türker

Eskiden ordular toprak ele geçirmek amacıyla taarruz ederdi. Ancak hakim güçler sömürgelerinden ve işgal ettikleri yerlerden çekilmek zorunda kaldı. “Yatay Kuşatma”da zayiat fazla, maliyet çok yüksekti, sonuç olarak bundan vazgeçildi. Küresel güçler günümüzde hedef ülkenin kültür, ekonomi ve teknolojisine hakim olmayı amaçlayan “Dikey Kuşatma”ya yöneldi...

Son 25 yılda küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda gelişen siyasi, ekonomik ve kültürel değişimler oldu. Dost-düşman, iyi-kötü yer değiştirdi. “Bahar”, Kadife” gibi yumuşak isimlerle süslenen felaketler, savaşlar, sosyo-ekonomik değişimler, dönüşümler, nefes kesen yeni düzenlemeler ardı ardına geldi. “Bir siyasi fırtına mı, yoksa bir ekonomik felaket mi bu yaşananlar?” sorusuna cevap bulmakta zorlandığımız zamanlar oldu. Kitabımda bu soruların cevabını verebilmek için Fransız Devrimi'ne kadar geri gittim. Savaşlar, devrimler, ekonomik krizler, doğal afetler, teknolojik gelişmelerin topluma ve ordulara yansımasını tespite çalıştım.

1453’te İstanbul’un fethi Avrupa’da şok etkisi yarattı. Bu olay çağ değişikliğine neden oldu. Ancak bu tarihten sonra, aydınlanmanın ışığı kabul edilen İslam dünyası, teolojik baskılara maruz kaldı. Matbaanın icadından sonraki 50 yılda basılan kitap sayısı önceki bin yıla eşdeğerdi. Yeni fikirler hızla yayılmaya başladı.

26 Ocak 1699, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kez toprak kaybettiği Karlofça Anlaşmasının tarihidir. 1827’de Navarin’de Haçlı donanmasının savaş ilan etmeden saldırılmasına Fransız Amiral bile isyan etti. Osmanlı donanması çok önemli bir gücünü yitirdi. Bu olaydan sonra Rusya, Osmanlı Devleti'ne savaş açıp, Edirne'ye kadar ilerledi. Fransızlar, Cezayir’i işgal etti. Ege Adaları peş peşe elden çıktı. Navarin faciası yaşanmasaydı, Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderi farklı tecelli edebilirdi. Talimnamelerde harekatın en kritik ve tehlikeli safhanın hedef ele geçirildikten sonraki safha, “hedefte tertiplenme safhası” olduğu belirtilmektedir. Çünkü hedefi ele geçirmenin verdiği rehavet, Navarin’de olduğu gibi, mukabil harekata neden olur, sonucu tersine çevirir.

Fransız Devrimi’nin beraberinde getirdiği yeni fikirler Osmanlı’da da demokrasi hareketleri ve batılı tarzda yapılan yenilikler hızlandırdı. Tanzimat-ı Hayriye Fermanı, İslahat Fermanı, Meşrutiyetin ilanı ve ordu başta olmak üzere kamu kurumlarında değişiklikler yapıldı.

Tarihte ilk kez Avrupa devletlerinin, Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında yer aldığı Kırım Harbi’nde, Ruslar'a karşı savaştık, Ruslar yenildi. Kağıt üzerinde galip göründüğümüz bu savaşta aslında çok şey kaybettik.

Fransız Devriminden sonra milliyetçilik hareketlerinin başladığı Balkanlar’da hücum boruları çalarken, Osmanlı İmparatorluğu’nda, seferberlik ilan edilmediği gibi silah altındaki 70 bin asker savaş öncesinde terhis edildi. Bozgun savaşa damgasını vurdu. Anlaşmazlığa düşen Balkan ülkeleri, 2. Balkan Savaşı’na neden oldu. Batı Trakya’yı kaybettik.

Orduya siyasetin girmesinin faturası çok ağır oldu. Alaylı subaylar emekliye sevk edildi, bir kısmı da geri hizmetlere alındı. Mektepli subaylar aktif görevlere atandırıldı.

Türk Askeri Tarihinin önemli dönüm noktalarından biri yabancı subayların Türk ordusunda görev almaya başlamasıydı. 1880-1882 de Almanya’dan Keahler Heyeti geldi. Bu heyeti gönderen Alman Genelkurmay Başkanı Moltke II. Mahmut döneminde gelmişti. 1913’te Liman von Sanders Alman Askeri Misyon Başkanı olarak geldi. I. Dünya Savaşı’nda Alman subaylarına komutanlıklar verilmesi sakıncalı bir hareketti. Daha önce donanmayı islah için İngiltere’den getirilenlere yalnız müşavirlik görevi verilmişti.

Hakim güçler arasındaki yeni sömürge pazarlarını kapma mücadelesi, I. Dünya Savaşı’na neden oldu. “Bu savaş bizim savaşımız değil” haykırmalarına rağmen Osmanlı İmparatorluğu, Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzaladı. İttifak Anlaşması ve İmparatorluğun savaşa girip girmemesi, çok tartışıldı.

Amerika’nın II. Dünya Savaşı’na girmesiyle, savaş dört kıtaya yayıldı. Ruslar, Napolyon’a uyguladığı; hasmı geniş Rus steplerine çekip ikmal üstlerinden uzaklaştırma, amansız kış ile beraber genel karşı taarruza geçme stratejisini Almanlar'a da uyguladı. Napolyon’un akıbetine maruz kalmamak için uyarılarda bulunan generallerine, “Ben Clausewitz’i okudum, sizden öğrenecek bir şeyim yok!” diyen Hitler, iş işten geçince birliklerine çekilme emrini verdi. ABD’nin atom bombası atmasının ardından savaş Japonya’nın teslim olmasıyla sonuçlandı. Türkiye "aktif tarafsızlık politikası" izleyerek savaşa girmedi. Savaş sonrası dünya yeniden şekillendi.

Soğuk Savaş döneminde dünyayı iki süper güç adeta paylaşmıştı. II. Dünya Savaşı'nın ardından NATO’ya karşı Varşova Paktı kuruldu. ABD Eisenhover Doktrini ile silah kullanmadan dolaylı saldırıya geçmeyi benimsedi. Komünizme karşı “hür dünya” anlayışına “Truman Doktrini” denildi. Ekonomik durumlarını düzeltmek amacıyla Marshall Planı adında bir yardım paketi geliştirildi. Cumhuriyetin şahdamarı Köy Enstitüleri kaldırıldı. Türkiye ile ABD arasında, Ankara’da Yardım Antlaşması imzalandı. Bu dönemde IMF, Dünya Bankası, ABD’nin “Bayrağın ticareti takip etmesi geleneği ve yeşil kuşak teorisi, Roosevelt Modeli etki odaklarıydı. Her bir uygulama ağır bedel ödetti. Türkiye-NATO ve Türkiye-ABD ilişkileri, 1962 Küba Krizi, 1964 Johnson’un Mektubu, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, ambargodan sonra ve günümüzde olmak üzere birkaç kez gündeme geldi.

Kore'ye bir tugay gönderme kararının TBMM’de alınmaması büyük eleştirilere neden oldu. Kore Savaşı'nın Türkiye açısından tek getirisi NATO'ya kabul edilmesiydi. Üsler verdik, radar mevzilerini kurdurduk, büyük bir ordu besledik! Mümbit Trakya Ovası’nı kışlaya çevirdik. NATO’ya girişimizden sonra Alman sistemini tamamen terk edip, Amerikan sistemine geçtik. Bu makas değişikliğinin nedeni müşterek tatbikatlarda anlayış birliği ve koordinasyon sağlayabilmekti. Vietnam Savaşı, Soğuk Savaş’ın ikinci sıcak çatışmasıydı.

İki kutuplu dünya düzeninin yok oluşuyla ortaya atılan teorilerden biri de “Mücadelenin Evrimi Teoris”idir. SSCB ve VP’nın dağılmasından sonra düşman yok oldu. Yeni bir düşman yaratmak gerekliydi. Bunun için önceden teoriler üretilmişti. “Medeniyetler Çatışması” ile Doğu-Batı yerine Kuzey-Güney ilişkisi başlatıldı. Sanal örgütler faaliyete geçti. 11 Eylül 2001’de dünyanın en kapsamlı terör olayı gerçekleşti.

Afganistan, ardından Irak işgal edildi. Artık tek kutuplu dünyada ülkelerin hükümranlık hakları “yasal” yoldan kolay ihlal edilir oldu... “Turuncu,” “Kırmızı”, “Kadife Devrim” kod adlarıyla gerçekleştirilen operasyonlar Arap Baharı'nın provalarıydı. Ortadoğu ve Kafkas petrolü için her çareye başvuruldu. Sıcak gelişmeler birbirini kovaladı. İç hat durumuna sokulan Rusya da boş durmadı. Hibrit Savaşı dünyanın gözü önünde “sessiz sedasız” icra edildi.

Dost ve düşmanın çabuk yer değiştirdiği “Ortadoğu’da neler oluyor? sorusunun cevabını, Oded Yionu'un, 80’lerde yazdığı ‘İsrail Stratejisi’ adlı kitabında bulmak mümkün. Kitapta belirtilenler, şimdiye kadar harfiyen gerçekleşti. “Hedef Büyük İsrail Projesi doğrultusunda İsrail’in genişlemesini sağlamaktı. Irak'ı üç ayrı devlete bölme, planının bir safhasıdır. Suriye'ye baktığımızda yine aynı olduğunu görüyoruz.”

“Savaşın bir mantığı yoktur, kendine özgü bir grameri vardır” kuralı, 15 Temmuz hariç, askeri müdahaleler için de söylenebilir. 15 Temmuz’da vuku bulan olayın bir grameri de yoktur.

Birlik ruhunu ve asker arkadaşlığını pekiştiren askeri okullar; tahliye zincirini oluşturan hastaneler ve bakım onarım tesisleriyle ordunun kazandığı derinlikte ve emir komuta yapısında oluşacak bir hassasiyetin, “kubbedeki kilit taşını yerinden oynatmayla eş değer olduğu” örnekleriyle izah edildi.

ABD’nin yeni Başkan Trump, ABD'nin 40 yıl önce yürürlüğe koyduğu “Kızıl Çin ile iş birliği yaparak, Sovyetler Birliği’ni Dengeleme” stratejisini değiştirip, Putin'le yakınlaşmayı yeğledi. Kuzey Kore’nin balistik füze denemeleri bölgedeki gerginliği arttırdı, dünya çok daha tehlikeli hale geldi.

“Profesyonel ordu” adında paralı askerliğe yönelenler oldu. “Bir bombayla tahrip edeceğin hedefe birlik sokma” kuralı benimsendi... Teknolojideki gelişmeler, orduların yeteneklerini arttırdı, klasik muharebe alanını satıhtan ziyade üçüncü boyut olan uzaya taşıdı. Mackinder'in "Kara Hakimiyet" teorisi yerine, "Uzaya hükmeden, dünya-ay sistemine hükmeder" kuramı hakim olmaya başladı. Uzayda askeri hakimiyetin sağlanmak istendiği bir döneme girdik.

Son yıllarda savaşlar, “Kayıpsız Savaş” veya nizami kuvvetler, düzenli ordular yerine "Hirbit Savaşı" tarzında taşeron terör şirketlerine yaptırılmaktadır.

Eski düşman Varşova Paktı üyeleri adeta davetiyeyle NATO ve AB’ne üye yapılırken, bize AB kapıları kapatıldı.Bunları hak etmedik! NATO’da yaşanan kimlik krizi ve tehdit algısındaki tereddütlere, Avrupa Konseyi’nin siyasal denetime almak istemesine rağmen Türkiye, NATO ve AB’ye sırtını dönmemeli aksine üyeliğini sahiplenmelidir.

Türkiye başka ülkelerle karıştırılmamalıdır. Türkiye’de olası büyük çatlamanın dünyada büyük bir çalkalanmaya yol açacağı da unutulmamalıdır. Harp tarihi bir subayın kadavrasıdır. Tarihten anlayan ve jeopolitiğin önemini idrak edenler yukarıdaki ifademle neyi kast ettiğimi iyi anlayacaklardır…

Tarihin ve coğrafyanın bize bahşettiği gücün ve anahtar konumunda olduğumuzun bilincinde olmalı, öldüren kucaklaşmalardan kaçınmalıyız. Doğu-Batı arasında dengeli

ve ulusal çıkarlara uygun barışçı bir politika izlenmeli, paylaşımcı, uygar yaşayabilmek için muasır medeniyet seviyesinden şaşmamalıyız.

Elde etmenin haketmekten geçtiği bilincinde olarak teknolojiyi üretme ve kullanma yarışa dahil olup, kopmamalıyız.

 

İMZA GÜNÜNDEN

 

KİTAP HAKKINDA GÖRÜŞLER

 

YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN

Sözcü Gazetesindeki yazısından

https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yekta-gungor-ozden/yayinlarda-bahar-yagmuru-2295988/

 

Şennur-Sinan Veziroğlu

Dikey Kuşatmanız beni kuşattı. Şennur kitabınız yüzünden tüm işlerini bana bıraktı.

Şennur Hanım; “Çok akıcı, sürükleyici, rahat okunan büyük emekle hazırlanan bir başucu kitabı. Anekdotlar kah ağlattı kah güldürdü, ayrı bir güzellik katmış kitaba”

E. Tümgeneral Salih Güloğlu

Liderlik-2’yi okuyunca liderlik derslerini deneyimsiz gençlere verdirilmemesi gerektiğine kanaat getirdim. Engin bir deneyimin bilimle buluştuğu bir kitap. Akıcı bir dille yazılmış. İnsan bırakmak istemiyor. Anekdotların her biri ayrı bir ders veriyor, kendi konusuyla birleştirilse daha mı iyi olurdu acaba?

Fikret ATUN/ E.Tümgeneral
Kıymetli Kardeşim Bahtiyar;
Askeri literatüre kazandırdığınız eserle ne kadar gurur duysanız azdır. Goethe, "Yazmak gelecekte yaşamaktır" der. Genç kuşaklara bıraktığınız eserle unutulmaz bir hizmet verdiniz. Sizi kutlar, başarılarınızın devamını diler, sevgi ve selamlarımı sunarım.
https://ssl.gstatic.com/ui/v1/icons/mail/images/cleardot.gif

Mümtaz İdil/Gazeteci-Yazar (Kaybından büyük üzüntü duyduğum sevgili İdil, kitabımı yazdıktan sonra yorum ve görüşlerini iletmek üzere okumuştu)

Teoriyle-pratiğin, tarihle-geleceğin buluştuğu, roman tadında bir kitap.

Orhan Yalçın/ Diş hekimi
Sayın Generalim,
Çok memnun oldum, başarılarınızın devamını dilerim. Kitabınızı şimdiden çok merak ediyorum. En kısa zamanda alıp okumayı istiyorum. Haber verdiğiniz için de ayrıca teşekkür ederim. Saygılarımla.

Tolga Tüfekçi/Doktor

Bahtiyar Paşam,
Bir dostunuz ve evladınız olarak çok sevindim ve gurur duydum; tebriklerimi sunuyorum. Kitap, bence insan emeğinin en özgün ve değerli ürünlerinden bir tanesi; o nedenle ne kadar kıvanç duysanız yeridir.
Saygı ve sevgilerimle.

 Mehmet E. Özer
Komutanım,
Hayırlı olsun birikimlerinizi gelecek nesillere ulaştırmak gibi bir misyon edinerek çok değerli bilgilerinizi kitap haline getirmeniz karşısında söylenecek en güzel şey size olan saygımızın bir kat daha arttığını saygılarımla sunuyorum.

Sevgi Türker Terlemez/Yazar
‘Önce dol sonra boşal’ kuralının somut örnekleri Dikey Kuşatma ve Liderlik-2 kitaplarını yayılanmış olmandan dolayı kutluyorum Sevgili Ağabeyimi. Büyük bir emeğin, yoğun araştırmanın, her zamanki titiz çalışmalarının ve bilgi birikiminin yansımasınıbirbirinden güzel bu iki eserin her satırında görmek mümkün.

Berkay Turgut/ E.Tümgeneral

Sayın Komutanım, 
Hayırlı olsun. Kaleminizin ve yüreğinizin gücü hiç eksilmesin.
Saygılarımı sunuyorum.
Sinan Köksal
Hayırlı olsun, bilgi ve birikiminiz bizler için altından değerlidir.

 Osman Bekaroğlu/ Zonguldak Artvinliler Derneği Bşk.
Hayırlı olsun, kaleminize, yüreğinize sağlık, başarıların devamını dilerim.

Turan Sönmez/Avukat
İki kitap birden, birbirinden güzel konular, büyük bir deneyim ve bilgi birikiminin mahsulü. Gönülden kutluyorum.

Mehmet Akyüz
Hayırlı olsun abi, çok güzel, başarılar.

Sema Yüzügüllü/Diş Hekimi
Bekliyorduk, mutlu olduk.

Ali Köse
Hayırlı olsun Bahtiyar abi.

İbrahim Kınık 
Hayırlı olsun,Paşam, elinize sağlık. Saygılar,selamlar.

Yalçın Emiralioğlu 
Hayırlı olsun paşam en kısa zamanda alıp, okuyacağaım.

Nejla Turan
Hayırlı olsun paşam elinize sağlık.

Taner Ekmekçi 
Tebrik ederim, hayırlı olsun.

Naciye Karaman 
Hayırlı olsun, ilk fırsatta alıp okuyacağım, selam ve sevgiler.

Kuttay Sükan 
Komutanım hayırlı olsun. Tebrik ederiz.

Ahmet Şahinkaya 
Hayırlı olsun Paşam

Aydın Özdemir 
Tebrikler,sevgili komutanım.Elinize,yüreğinize sağlık.

Orhan Turan 
Paşam tebrik ederim. En kısa zamanda temin edip okuyacağım.  Selam ve saygılar.

Hasan Yıldız
Hayırlı olsun paşam, elinize sağlık.

Hakan Bekar 
Kaleminizin mürekkebi hiç bitmesin Bahtiyar Paşam.

Orhan İskender
 Kaleminize sağlık, piyasaya çıktığı gibi sipariş veririm.

Şirin Sönmez 
Hayırlı olsun abim

Oltan Evren 
Tebrikler. İlk fırsatta okuyacağım.

Müjde Simav
Hayırlı olsun…

 

 

LİDERLİK-2

LİDERİN MİZAH GÜCÜ, ASIK YÜZLERİN GÜLDÜREN SÖZLERİ

Bahtiyar Türker

Bu kitabımda; teknolojik gelişmelerin lidere yansıması, sıfırdan zirveye ulaşan ünlülerin izledikleri yol ve prensipler, toplum dinamiklerindeki değişiklik ve gelişmelerin liderlere etkisini irdeledim; ast ve üstlerin (yukarıdakiler ve aşağıdakilerin) birbirlerini nasıl algıladıklarını; kadın liderleri farklı kılan hususları ele aldım. Globalleşme/ küreselleşmeyle kaybolan değerlerimiz ile kalplerini disiplinle perçinlemiş insanlara dair kimi zaman yüzünüzü güldürecek, kimi zaman hüzünlenmenize yol açacak anektotlara da yer verdim.

Liderlikle ilgili on bine yakın kitap varken bu konudaki ikinci kitabımı niye yazdığımı şöyle özetleyebilirim;

* Asil, dürüst, adil, bilgili, cesur, kararlı, tutarlı, yaratıcı, yenilikçi lidere olan ihtiyacın artması,

* Toplum dinamiklerindeki değişiklik ve gelişmelerin liderliğe yansıması,

* Baş döndürücü değişiklik ve gelişmeler yöneticilerin rollerini yeniden şekillendirmesi.

Farklı araştırma, inceleme sonuçlarını ve tecrübelerimi harmanlayarak, günümüz ya da gelecekte yönetime talip olacaklara naçiz katkı sağlayabilmek.

Tarihi roman yazmak isteyen Alexandre Dumas, ünlü bir yazarın önerilerini almak istemiş. Üstadın kendisine yanıtı şöyle olmuş: Genç adam, önce dol ki sonra taşabilesin. Bana bu kitabı yazma cesareti veren unsurları ise şöyle aktarabilirim;

* Harp Okulu’ndan mezun olurken aldığım karara sadık kalarak, hiç istirahat ve ceza almadan ve hiç ceza vermeden üstün hizmet ödülleri ve mümtazen terfiye layık görülmem,

* Büyük karargâhlarda plan, yönetim ve atama olmak üzere personelciliğin tüm bölümlerinde, proje subaylığı, kurmay şube müdürlüğü dahil her kademesinde uzun yıllar görev yapmış olmam,

* Silahlı Kuvvetler'in en güçlü tugay ve tümenine komuta etmem, erlerim dahil herkese telefonumun, kapımın ve en önemlisi gönlümün açık olması, uyguladığım yöntemlerin olumlu sonuçlarını elde etmem,

* Teğmenliğimden beri liderlik konusuna özel önem vermem, elde ettiğim sonuçları, son 5 yılı sivil olmak üzere, 43 yıllık fiili hizmetimde başarıyla uygulayabilmem.

KİTAPTAN BAZI SATIR BAŞLARI

Lider, değişime hızla cevap verebilen, alternatif çözüm üreten, etkin iletişim yeteneğine sahip, cesaret ve kararlılık göstererek kafasındakilerle bir adım önde, sezgisi kuvvetli olandır. Bir tekne hamura bir kaşık maya olabilendir.

Liderlik; Makam değil icraattır, vazgeçilmez olmak değil, zamanı gelince onuruyla ayrılmasını bilmektir. Bir iş veya statü değil, bir karakter özelliğidir. Ayrıcalık pozisyonu değil, emrindekiler gibi hizmetin bir parçası olmaktır. Katı olmak değil, ilke sahibi olmaktır. Oturduğu yerden güç kuvvet almak değil, oturduğu yere güç, kuvvet vermek, sonuçları değiştirmektir. Cesur ve kararlı olmaktır.

Liderlik; olanı görme, olması gerekeni kestirme, insanların, planları ve kararlarını eyleme dönüştürmelerini sağlama, etkileme ve ikna etme sanatı, bilimidir.

Güçlü askeri liderlerin bulunmadığı uygarlıklar ya başkalarına köle olmuş ya da ortadan kaldırılmıştır. Kaynağı yaratan da sonuçları değiştiren de liderdir. Tarihin en karmaşık ve en zor yönetilebilir çağında liderin önemi daha da artmıştır. Enformasyon çağı liderlerden yeni beceriler bekliyor.

Yönetenler-çalışanlar arasındaki ilişkileri zedeliyen hususları şöyle sıralamak mümkündür:

* İlişkileri sadece ummak ve korkmak anlayışı üzerine bina etmek,

* Hizmetin adamı değil kişinin adamını yaratmak,

* “Amir daima haklıdır” zihniyetini hakim kılmak,

* Ceza-mükafat mekanizmasını keyfi işletmek,

* Moral ve motivasyonu önemsememek,

* Kurum içi etkili bir iletişim tesis edememek,

* Hiyerarşik yapıya itibar etmemek.

“Hiçbir amir gönlüne göre ast, hiçbir ast da gönlüne göre amir bulamaz”veciz sözü ast ve üstlerin (aşağıdakiler ve yukarıdakilerin) birbirlerinden beklentilerinin sınırlarını çizmektedir.

Çalışanların yöneticilerden ortak istekleri konusunda yapılan araştırma sonucu, “Beni adam yerine koyan, değer veren ve ne yapacağımı öğreten lider istiyorum”dur.

I. ve II. Dünya Savaşlarına katılmış Amerikan, Rus, İngiliz, Fransız, Alman general ve amirallerinden seçilenlerin biyografi, otobiyografi ve değişik dokümanları incelenerek, oluşturduğum karakter analizi tablosu, “liderde mutlaka bulunması gereken ortak nitelikler”in; Cesaret, kararlılık, bilgi ve iletişim olduğunu ortaya koydu.

Liderlik için en verimli yaşı bulmak amacıyla yaptığım araştırma sonucu; Cesaret/tecrübe diyagramında yaş ilerledikçe cesaretin temkinli olmaya dönüştüğü, cesaret ve tecrübe eğrilerinin 50’li yaşlarda kesiştiği ortaya çıktı. İncelemeye aldığım isimleri üne kavuşturan eylemlerini 40-50’li yaşlarda gerçekleştirdiklerini de tespit ettim. Dünya Sağlık Örgütü’nün son verilere göre yaş dilimleri değişti, bunun sonucu beklentiler de arttı, artık eski sistemin değişmesi gerekmektedir. Tıp alanında önemli ilerlemeler gözlenmektedir. Bundan böyle insanlar emekli olduktan sonra da çalışmak isteyecektir.

Askeri liderlerin başarı veya başarısızlığın bedeli; kar veya zarar değil, kendi ve emrindekilerin canı ve vatanın bekasıdır. İcabında vatan ve millet için seve seve canını feda eyleyeceğine ant içmiştir. Yaptığı iş meslek değil yaşam tarzıdır. Manevi motivasyon kaynakları, maddi motivasyon kaynaklarına göre çok yukarıdadır. Birliğinde olan ve olmayan her şeyden sorumludur.

Vizyonu eyleme dönüştüren, sıfırdan başlayıp zirveye ulaşan ünlü girişimcilerin ortak yanlarının;

* Cesaret, kararlılık ve inanç sayesinde doğru yolu bulmak,

* Yüksek hedefler belirlemek,

* Hayatta kalabilmek için rakip yaratmak,

* İş birliği ve takım ruhunu geliştirme,

* Akıllı elemanlarla çalışmak, onlara değer vermek olduğu görülmüştür.

Liderin gücü; kişilik gücü, bilgi gücü, yetki gücüdür. Kişiliği bir liderin en büyük teminatıdır. Liderin üç boyutu, kişilik, liderlik, akademik boyutudur.

Almanya’da harp okuluna öğrenci alım işlemlerine tanık oldum. Harp Okulu'na alınacak adayların özellikle kişilik ve liderlik boyutları üzerinde durduklarını gözledim. Seçtikleri lider adaylarıydı. O halde liderlik boyutu önemliydi. Kişiliği zayıf olan liderin nelere mal olduğunu en iyi onlar biliyordu. Adayların seçimine esas testler ve uygulamalar, geleceğin liderlik konsepti de dikkate alınarak adayın kişilik ve liderlik boyutunu tespite yoğunlaştırılmıştı. Akademik boyutun tespiti için hazırlanan testler ise bilgi seviyesini ölçmek yerine, adayın zihin kabiliyetini ölçmeye yönelikti.

Toplumsal dinamiklerde meydana gelen değişme ve gelişmeler çalışanları da etkilemiş, örgütlerinin işlevlerini ve yöneticilerin rollerini yeniden şekillendirmiştir.

Duygusal Zekâ kitabının yazarı Daniel Goleman şöyle diyor: “İleri teknoloji hepimizin hayatını iyileştirmiştir. Ancak çocukluk dönemini korkunç bir dönüşüme uğratmış gibi görünüyor. Amerikalı çocukların ortalama IQ’su son yıllarda artmış olsa da en temel sosyal ve duygusal becerileri, yani etkin lider olabilmek için ihtiyaç duydukları becerileri son 30 yılda ciddi bir düşüş gösterdi. Yaşı 7 ile 16 arasında olan 3 bin Amerikalı öğrencinin davranış ve yetkinlikleri değerlendirildi. Sonuç olarak sosyal ve duygusal sağlıkta ciddi düşüş tespit edildi.”

Bu tespiti ciddiye almakta yarar vardır.

“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” misali liderler yeni tip etki odaklarına maruz kaldı:

* Baş döndürücü teknolojik gelişmeler karşısında çağa uyma,

* Bilginin süratle eskimesi, yaşam boyu kendini yenileme gereği,

* Bir tıkla emri aynı anda binlerce kişiye ve binlerce kilometreye iletebilme,

* Zaman- mekan faktörüne yeni boyut kazandırması,

* Ekrandan görüntü çağıyla ailelerin çocuklarınının ölümünü TV’den izlemesi, liderler savaş kararı vermede eskisi kadar özgür olmaması,

* Wikileaks belgelerinin yarattığı depremden sonra gizli saklı birşeyin kalmadığının anlaşılması,

* Lider seçiminde dış faktörlerin/patronların etkili olması,

Tüm bu gelişmeler liderleri daha donanımlı ve çok dikkatli olmaya sevk etmektedir.

Kadın liderlere ilişkin 2 milyon katılımcıyla yapılan araştırma sonuçları; içgüdü, duygusal zeka, kriz yönetimi, işe duygusal bağlılık, girişimci, hırslı, şüphecilik ve dengeli oluşta kadınların erkeklerden daha başarılı olduğunu; kadınların daha ikna edici, daha esnek, kendinden emin ve risk almaktan daha az çekindiklerini ortaya koymuştur.

William Shakespeare, bu araştırmadan 400 yıl önce benzer bir tespitte bulunmuş: Erkekler mi daha akıllıdır kadınlar mı? Elbette ki kadınlar. Çünkü bacağı güzel diye hiçbir kadın askıntı olmaz bir erkeğe.”

194 ülkenin halen yüzde 10'unu kadınlar yönetiyor ve sayı hızla artıyor.

İnsanlığın ortak değerlerinden biri olan mizah, her kapıyı açar derler. İnsanlar arasında iletişimi sağlayan mizah, liderlik vasıflarını güçlendirir. Mizah önemli ve yararlı bir anlatım yöntemidir. Sadece güldürmekle kalmaz, çoğu kez en ciddi söylevlerin bile iletemeyeceği mesajları bir çırpıda iletir.

İyi bir lider mantıklı ve espri anlayışına sahip olmalıdır. Espri gücü lideri tanımlayan ortak kişilik özelliklerinden biridir. Espri zeka ürünüdür. Liderlik etkilemektir. Etkilemeyi en iyi becerenler, mizah yeteneği olan, toplumsal değişime öncülük yapabilen esprili insanlardır.

1960 yılların sonunda komuta ve öğretim kadrosundaki subayların büyük çoğunluğu Prusya zihniyetiyle yoğrulmuş insanlardı. Albay rütbesindekiler de savaş deneyimine sahip komutanlardı. Prusya zihniyetine göre, “Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır”. Prusya zihniyeti denince akla ilk olarak “otorite ve kurallar” gelirdi. Prusya zihniyetiyle yoğrulmuş komutanların sert görünümün altında ise yumuşak yürekleri vardı.

Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa, Aziz Nesin gibi isimlere; Bektaşi fıkraları, Marko Paşa hikayeleri, Karagöz-Hacivat anlatılarına sahibiz. Ancak bu zenginliğe rağmen bizler, mizahın otoriteyi zayıflatacağı, yönetici vakarını azaltacağı endişesi taşıyan Prusya zihniyetiyle yoğrulmuş, tebessüm etmeyi dahi hoş karşılamayan komutanların yanında yetiştik.

Kitabımda Milattan öncesinden günümüze zeki, nüktedan hazır cevap filozof, yazar, siyaset adamı ve liderlerden çarpıcı anektodlar ile kimileri bizzat yaşadığım veya şahit olduğum, bazıları ise görevim sırasında üçüncü şahısların aktardığı “fıkra gibi” gerçek olaylara da yer verdim.

“Ben demedim a köftehor 'kaldıramazsın' diye, buyur işte! İki yudum rakı içtiniz, biriniz padişah, diğeriniz sadrazam olmaya kalktınız” nüktesi sayesinde ölümden kurtulan Bekri Mustafa’dan; Okuma yazma bilmediği için Arapça yedi (٧) ve sekiz (٨) rakamlarından oluşturduğu imzası nedeniyle “Yedi Sekiz” lakabını alan Hasan Paşa'ya; “Parayı aldın, çek bizde kalacak diyen banka müdürüne, “O halde alın 1000 lirayı, çekimi geri verin, orada Mustafa Kemal’in resmi ve imzası var” diyen Kurtdereli Mehmet Pehlivan'dan kafası giyotinle kesilip sepete düştükten sonra defalarca göz kırparak, ölürken bile bilime katkı sağlamak isteyen Lavoisier’e bazılarını ilk kez okuyacağınız, ilgi çekici, çarpıcı, komik, trajik olayların ilginizi çekeceğini düşünüyorum.

 

LİDERLİK

Bahtiyar Türker

Çalışma odamdaki kitaplığımın bir bölmesini liderlikle ilgili kitaplar için ayırdım. Bu konuyla ilgili 10 bini aşkın kitap vardır. Kitabın kötüsü olmaz. Ancak bununla beraber bazılarında altını çizeceğim tek cümle dahi bulamadım. Bunu da normal karşılamak gerekir. Arı bir petek balı yapmak için 100 bin kilometre kanat çırpar, bir milyon çiçeğe konar misali ben de "Başucu kitabı" olarak değerlendirdiklerimi kitaplığıma aldım.
İsimleri askeri güç, fetih, hükmetmekle özdeşleştirilen “Han”, “Sezar”, “Kayzer”, “Çar” gibi liderlere ait eserleri; Eflatun’un “Devlet”, Aristo’nun “Politika”, Beydeba’nın “Kelie ve Dimne”,  İbn-i Haldun’un “El Metinetül Fazala”, Nizam-ül Mülk’ün “Siyasetname”, Atatürk’ün “Nutuk” ve veciz sözleri dahil teğmenliğimden beri okuyup, altını çizdiğim bölümler, tuttuğum notlara, anekdotlar ve tecrübemi de katarak yazdığım kitaplarda ve verdiğim konferanslarda aktarmaya çalışıyorum. Şimdi bunlara bir de -çağa uygun olarak- web sayfam eklendi. Bu sayfa üzerinden ve facebook ve twitter hesaplarımdan zaman zaman gündeme dair görüş ve düşüncelerimi de paylaşacağım. Sizlerin de yorumları, düşünceleri beni zenginleştirecektir.

Liderlik kitaplarımdaki özgün çalışmalarımdan birinde, 1. ve 2. Dünya savaşlarına katılmış Amerikan, Rus, İngiliz, Fransız, Alman (Objektif olmayabilir kaygısıyla kendi liderlerimizi çalışmaya dahil etmedim) general ve amirallerinden en bilinenlerini seçtim. Onlara ait biyografi, otobiyografi ve değişik dokümanları inceleyerek "Karakter Analizi" tablosu oluşturdum. Bu tablonun sol tarafında incelemeye alınan liderlerin isimleri, üst kısımda nitelikleri bulunuyor. Nitelikler hanesini menfi/müsbet olarak iki ana bölüm halinde düzenledim. Örneğin mermi yağmuru altında siperdekilerin burunlarıyla yerleri kazıp gömülmeye çalıştığı bir ortamda, bir şey yokmuş gibi mevzide dolaşıp emirler veren Alman Feld Mareşalı Rommel için “Cesaret” hanesine bir çarpı koydum. Disiplinden taviz vermeyen Amerikan Generali Patton’un “Disiplinli” hanesine, “Ya emir yerine getir ya da infaz mangasının karşısına geç” diyen Rus Maareşali Georgy Jukov’un menfi bölümündeki “Aşırı sert disiplinli” hanesine çarpı kondu. Bu tutumu sayesinde Almanları durdurabildiği için "kararlı" hanesine de çarpı konuldu. Sevk ve idare ettikleri savaşlarda olaylardan çıkartılan öne çıkan özellikleri bu şekilde işaretlendi. Sadece bu tabloyu çıkartabilmek için okuduğum kitaplar sanırım boyumu aşar.
Bu çizelgeyle elde etmek istediğim, tarihe mal olmuş, kitleleri peşinden sürüklemiş ve dünya tarihine damgasını vurmuş liderlerin ortak ve vazgeçilmez özelliklerini ortaya koymaktı. Bu özelliklerin;
· Cesaret,
· Kararlılık,
· İsteklilik,
· İletişim olduğu sonucuna vardım.
Bir diğer özgün çalışmam liderlerin yaş analizi. Cesaret-tecrübe diyagramını oluşturdum. Yaş ilerledikçe cesaretin temkinli olmaya dönüştüğü, cesaret ve tecrübe eğrilerinin 50’li yaşlarda kesiştiği görüldü. İncelemeye alınan 38 liderin yaş ortalamasının 63 olduğu, onları üne kavuşturan üstün başarılarını 40-50’li yaşlarda gerçekleştirdiklerini tespit ettim.
Nitekim yakın geçmişte ABD’de “Altın Çocukların” ekonomiyi felç ettiklerine, bu yüzden bunlardan vazgeçilip “kır saçlıların” tercih edildiğini, aynı anlayışın tüm ülkeleri kapsayacak şekilde yaygınlaştığını hep beraber gördük.

Liderlik kitabında:
· Liderin ne olup ne olmadığı,
· Lider olmak için ünlü soylu, diplomalı, üniformalı olmanın gerekip gerekmediği,
· Adayların seçiminde kişilik, liderlik ve akademik boyutun nasıl saptanması gerektiği,
· Liderlik becerilerinin kazandırılması için eğitiminin neleri kapsadığı gerektiği
üzerinde duruldu.

Dünyanın en zengin insanlarından olan Warren Buffett ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates‘in özelinde bu başarıları edinmiş kişilerin özellikleri de şöyle belirlendi:
· Vizyonu sahibi, doğru hedefi seçen,
· Piyasayı takip ve şekillendiren,
· Mükemmel bir performans değerlendirmesi yapan,
· Örnek bir ekip çalışması kuran
· Akıllı elemanlarla çalışan ve onlara değer veren,
· Çalışanları motive eden ve çok çalışan,
· Oyunun kurallarını tayin eden,
· Mütevazı bir yaşam süren
· Etik kurallara uyan

Günümüzde etkili bir yöneticinin; dürüst, yaratıcı, iletişim becerisi yüksek, etkileyici, kararlı, tutarlı, açık fikirli, asimetrik etki yaratabilen, çalışanların gücünden rahatsız olmayan ve espri duygusuna sahip olmasının gereği de vurgulandı.
Konferanslarımda mizah duygusunun önemini, nükteleriyle ünlü Çörçil (Churchill), BM toplantısında ayakkabısını masaya vurarak ünlenen Kruşçev, Meclis’te konuşmasını engellemeye çalışan milletvikiline (soyadı Balık) "Oynama balık, yutarım seni" diyen Bölükbaşı'ndan örneklerle izah etmeye çalıştım.
Yönetsel beceriler meyanında da, teknik, analitik, karar verme, kurumdaşlık duygusu yaratabilme becerilerinin yöneticinin etkili olabilmesi için elzem olduğunu, ancak insan ilişkileri ve iletişim becerilerinin kuvvet çarpanı yüksek olduğunun altını çizdim.

EMEKLİLİK SÜRECİ ÖZETİ

 

Bir erkek için yaşamındaki en zor olan iki şey bana göre; sevdiği eşinden ve yıllardır alıştığı işinden ayrılmasıdır.
Emeklilik Süreci adlı araştırma/inceleme çalışmamda, bu zor hadiselerden biri olan emekliliğin yasalara ve uzmanlara göre tanımlarını yaptım. Özetle orta yıllardan yaşlılığa geçişi belirleyen toplumsal bir dönüm noktası olan emeklilik, bir statü olarak da değerlendirilebilir.
Sürecin doğası gereği yaşam temposunun yavaşladığı, eşin (yıllardır ev çekip çeviren, mutfağın amiri olan:) yaşam alanına müdahale nedeniyle çatışmaların yaşandığı, yaşam standardının düştüğü gibi gerçeklere yer verdim.
Genç yaşta emekli olanlarla, emekli olduktan sonra mesleğini sürdüremeyenlerin, bir hobisi olmayanların ekonomik ve psikolojik sıkıntılara maruz kaldığı gerçeğine yer verdim.
Emeklilik sürecine geçiş için psikolojik hazırlığın ve hobi edinmenin özellikle ilk yıllarda hayatın bu yeni dönemine alışmadaki önemini de vurguladım.

HOBİ, RESİM KATALOĞU

Bahtiyar Türker

Yoğun mesaiden sonra kişinin kendisini yenilemesi, ertesi güne zinde başlayabilmesinin bir hobiye sahip olmakla mümkün olunabileceğini izah ettim.
Bir insan satranç oynarken birkaç hamle ilerisini düşünerek zihnini devamlı çalıştırır. Balık tutarken tüm dikkati oltanın ucundadır. Zaten oltanın tanımı da bunu teyit etmektedir; “Bir ucunda zaman zaman bir balık, öteki ucunda devamlı bir alık bulunan alettir.”
Resim yaparken, resimle bütünleşir sıkıntılardan arınırsınız.
İnsan huzur ve sükunete sevgi ve sanatla kavuşur. Sanat derin seziş ve kavrayıştır.
Siz yeter ki “yapamam”, “zamanım yok”, “beceremem” gibi mazeretlere sığınmayın. Tam da burada belki bununla ilgili bir anekdot aktarmak iyi olur:
New York’ta bir parkta iki yaşlı adam “Hayatta şansın rolü” konusunda tartışıyormuş. Adamlardan biri, “Benim hayatta hiç şansım olmadı” demiş. Öbürü, kendi başarısızlıklarının nedenlerini gençliğini boşa harcamış olmasına bağlamış. Tam o sırada Henry Ford yanlarından geçiyormuş. İki yaşlı adamdan biri, “İşte şanslı diye ben buna derim” demiş. Diğeri, “Evet çok şanslıydı. Şansı 30 yıl her gün 16 saat durmadan çalışabilmesiydi” cevabını vermiş.
Şansla başarılı olan pek kimse yoktur. Ama 80 yaşında resme başlayıp, meşhur olan vardır! O halde neden zevk alacağınızı keşfedip, ona göre bir hobi edinin.

İNTİHAR OLAYLARININ ANALİTİK İNCELENMESİ

Bahtiyar Türker

Bu incelemenin amacı,  intihar girişimine yönelimlerinde etkili olan faktörleri psiko- sosyal bağlamda inceleyerek; intihar girişimlerini önlemektir.


Dünya Sağlık Örgütü intiharı “kişinin amacının bilincinde ve değişik derecelerde ölümcül amaçlı olarak kendine zarar vermesi” olarak tanımlamıştır. (1974)

“Bireysel bir davranış bozukluğu” olarak da nitelendirilen intiharın analitik incelemesi, dünya ve Türkiye'de intihar olayları olarak iki bölümde ele alınarak yapıldı.

İnceleme; DİE ölüm ve intihar istatistikleri ile Emil Durkheim, Alfred Adler, Prof.Dr. Atalay Yörükoğlu, Prof.Dr.Engin Geçtan,  Prof.Dr.  Nurettin Şazi Kösemihal,   Prof. Dr. Donald Norfolk, Dr. Nezahat Arkun, Psikolog Dr. Acar ve Zuhal Baltaş ile  GATA Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nın intihar, kişilik bozuklukları ve stresle ilgili bilimsel çalışma ve verilerinin ışığında 1995'te gerçekleştirildi.


İntiharın türleri ile din, coğrafi bölge, zaman, aile yapısı, medeni durum gibi intihara etki eden faktörler incelendi.

İntihar olaylarının nedenlerine, yaş gruplarına, öğrenim, meslek gruplarına, şekline  göre dağılımları araştırıldı. Ayrıca Türkiye’nin “İntihar Haritası” çıkarıldı.

İntihardan önceki üç ayda kişide ne gibi belirtiler olduğunun tespitine de çalışıldı.

İnceme sonuçlarına göre; intiharlarda rol oynayan faktörlerin dağılımı şöyle:

Kişisel: Yüzde 30

Çevresel: Yüzde 20

Bilinmeyen: Yüzde 50.

İntiharın kalıtsal olmadığı, iklimin intiharlar üzerinde bir etkisi bulunmadığı, büyük kentlerde kırsal alana, batıda doğuya nazaran vaka oranlarının yüksek olduğu, intihara teşebbüsün kadınlarda intiharın ise erkeklerde daha fazla olduğu anlaşılmışır.


Araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlardan bazıları şöyle:

* İntihar olayları Avrupa'nın kuzey ve güneyinde düşük, Orta Avrupa'da ise yüksek olduğu,

* İntiharlar en fazla Nisan ayında gerçekleştiği,

* İntihar nedenlerinin; içki bağımlılığı, hastalık, psikolojik rahatsızlık, çalışma koşullarının ağırlığı, geçimsizlik, ailevi sorunlar, zorla evlilik, geçim sıkıntısı, sık görev yeri değişikliği, uyum sağlayamama, ticari ve/veya öğrenimdeki başarısızlık olarak belirlendiği,

* İleri yaşlarda daha fazla görüldüğü (Bu tesbit değişti. 2015 verilerine göre yüzde 34,3'ü 15-29 yaş grubudur. İntihar gençlerde daha fazla görülmektedir)

* Okumuş kesimde cahillere nazaran daha yüksek olduğu (2015'te ilkokul mezunu yüzde 22, yüksek okul mezunu yüzde 11,7 oldu, dolayısıyla tahsil durumu da değişmiş oldu)

* Türkiye genelinde yıllık ortalama intihar vakasının bin 187 olduğu, (2015'te üç bin 211'dir. 1993 verilerine göre yıllık intihar sayısı yüzbinde 2,19 iken 2015'te yüzbinde 4,1 olmuştur)

* İntihar edenlerin dörtte birini mektup bıraktığı,

* Müslümanlar diğer dinlere nazaran daha az intihar ettiği, (Bu tesbitte de değişiklik oldu. Günümüzde Müslümünlarda intihar olaylarının daha fazla görüldüğü bildirilmektedir)

* İntihara teşebbüs olaylarının yüzde 70'i gündüz gerçekleştiği,

* Ev kadınları, emekli, öğrenci ve gelir düzeyi düşük meslek sahipleri intihara daha eğilimli olduğudur.

 

Bahtiyar Türker Bahtiyar Türker Bahtiyar Türker